Yazdır
TUTUKLULUK SÜRELERİ
Ülkemizde son zamanlarda güçler ayrılığının veya daha entel söylemiyle erkler ayrılığının karşılıklı atışma ve tartışmalarını çok görmeye başladık. Güçler ayrılığının ne olduğunu herkes çok iyi bilmektedir. Yasama, yargı ve yürütme erkleri demokrasilerin temel güçleri olarak belirtilmektedir.
Bunlara kamuoyu erki, basın erki vb. kavramlar ekleyenler olsa da bilinen güçler ayrılığının temel güçleri yasama, yargı ve yürütmedir. Bütün Anayasa Hukuku Dersleri kitaplarında böyle yazmaktadır.

Güçler ayrılığının temel prensibi de yukarda saydığımız güçlerin birbirlerinin faaliyet alanlarını etkilememeleridir. Bir gücün diğerinin vesayeti altına, diğerinin etki alanına girmemesidir.

Son günlerdeki tutukluların tahliyeleri yasama yürütme ve yargı güçleri arasındaki çekişme ve tartışmaların su yüzüne çıkmasına sebep oldu. Halkın tepkileri karşısında yürütme, yargıyı; yargı yürütmeyi, yasama unsularından muhalefet ise yürütmeyi kusurlu göstermeye çabaladı. Öncelikle bir hukukçu sıfatıyla değil, sade bir ülke insanı olarak bu konuyu incelemek ve yorum yapmak istedim

Ülkemizde yasa yapıcılar; hukukta devrim yapıyoruz yaygarasıyla; pek de fazla incelemeden o yasayı ilgilendiren kurumların görüşü alınmadan bir yasa yapıyorlar. Yasanın toplum yaşamına uygun olup olmadığı, uygulanmasının mümkün olup olmadığı konusu her zaman göz ardı ediliyor. Bu nedenle birçok yasa ya uygulamaya konulamıyor veya yürürlük ve uyulama hakkındaki kanunlarıyla birçok maddesinin uygulanma zamanı sonraya bırakılmakta ve uygulamaya konulduğundan kısa bir süre sonra birçok maddesinde değişiklik yapılmaktadır. İşte size bulara örnek: Adliye Bölge Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanunun yayımlandığı (İstinaf Mahkemeleri) tarih unutuldu. Hala bu mahkemelerin kurulması ile ilgili pek azla bir şey duyamadık. Beş yıl öncesi yeni ceza kanunu ve yeni bir ceza yargılama kanunu çıkarıldı. Bugün baktığımızda bu yasaların değişmeyen maddesi kalmadı gibi.

Yasama gücünün unsurlarından olan siyasi partiler de hemen yükü üzerlerinden atmaktadırlar. Sanki onlar bu yasaları hazırlayan yasama organının birer parçası değilmiş gibi davranıyorlar.

Olayın yargı ayağına gelince de durum aynı. Onlarda yargı sürecinin uzun olmasını genel olarak personel dışındaki nedenlere dayandırmaktadır. Ülkemizde hemen hemen bütün yerel mahkeme kararlarının temyiz edildiğini gördüm. Temyizi mümkün olmayan yerel mahkeme kararlarının bile temyiz edildiği, yerel mahkeme bunu reddetse de temyizin reddinin temyiz edildiği görülmektedir. Bu da yerel mahkemelere halkın fazla güvenmediğini göstermektedir. Bu güvensizlikte bugüne kadar olan uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Hak arayanlar son umudu yüksek yargıda görmektedirler. Ülkemizde “Davayı kaybettik ama temyiz hakkını kazandık.” sözü çok meşhurdur.

Son günlerde tutukluların salıverilmesi ile ilgili tartışmaları yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirmek gerekmektedir.

Tutuklama bir koruma tedbiri olması itibariyle, “GEÇİCİLİK” özelliği taşır. Bu nedenle, tutukluluğun gereksiz duruma gelmesi halinde sona erdirilmesi gerekir. Tutuklamanın niteliği göz önüne alınarak birçok ülkede, tutuklamada “azami süre” getirilmiştir.Bizim ceza yargılama kanunlarında azami tutukluluk sürelerini belirtilen maddeler konulmuştur.

MADDE 102 - (DEĞİŞİK FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/18)
(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.
(3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

Yukarıdaki maddede öngörülen tutukluluk sürelerinin uygulanması aşağıdaki kanun maddesi ileri bir tarihe ertelenmiş……

Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun:

Tutuklulukta Geçen Süre ve Tanıkların Dinlemesi:

MADDE 12. – 1- (5347 sk.Değ.)(1.3.2008 Yür. 5739 sk değ.) Ceza Muhakemesi Kanununun 102 nci maddesi, aynı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yazılı suçlar ile ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girer. Bu süre zarfında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 110 uncu maddesinin uygulanmasına devam olunur.
2- Ceza Muhakemesi Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrası, bu fıkranın (a) ve (b) bentleri yönünden 1 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe girer.

Bu süre içinde de 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun aşağıdaki maddesinin uygulanacağı öngörülmüş….

Tutuklulukta geçecek süre

Madde 110-(Mülga:21/5/1985-3206/82 md.; yeniden düzenleme:18/11/1992-3842/ 7 md.)

Hazırlık soruşturmasında tutukluluk süresi azami altı aydır. Kamu davasının açılması halinde bu süre hazırlık soruşturmasında tutuklukta geçen süre dahil iki yılı geçemez.

Soruşturmanın veya yargılamanın özel zorluğu veya geniş kapsamlı olması sebebiyle yukarıda belirtilen sürelerin sonunda kamu davası açılamamış veya hüküm tesis edilememiş ise, soruşturma konusu fiilin kanunda belirtilen cezasının alt sınırı yedi seneye kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda tutuklama kararı kaldırılır. Yedi sene ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezaları ( Değişik ibare: 14.07.2004-5218/1-c/1 md. ile burada bulunan "cezalar ile ölüm cezasını" ibaresi "cezaları" olarak değiştirilmiştir.) gerektiren suçlarda tutuklama sebebine, delillerin durumuna ve sanığın şahsi hallerine göre tutukluluk halinin devamına veya sona erdirilmesine veya uygun görülecek nakdi kefaleti vermesi şartıyla sanığın tahliyesine karar verilebilir.

Yukarıdaki süreç incelendiğinde her şey güzel düşünülmüş fakat zamanın çabuk geçebileceği düşünülememiş. Yargılama yasasının tutukluluk süreleri ile ilgili maddesinin uygulanması 31 Aralık 2010 tarihine ertelenmiş, bu tarihe kadar adaletin zamanında gerçekleşebilmesi için yapılması gerekenler yapılmamış. Madde yürürlüğe girince de tahliyeler başlamış.

Salıverilen sanıklar şov yapmaya başlayınca basının bunun üzerine gitmesi üzerine de, yargı, yürütme ve yasama halkın tepkisinin kendilerine vereceği zararı azaltmak amacıyla kusurlu arama ve ilan etme yoluna gittiler ve uzun süre medyaya malzeme yarattılar. Bu tartışmalar mağdur ve mağdur yakınlarının üzüntülerini, korkularını ve öfkelerini azalttı mı? Bu ülkede sanık ve mağdur hakları alanında bir türlü bir denge kurulamadı.

Bu tartışmalar sürerken Yargıtay ilk günde yeni yasaya göre tahliyelere başladı. Özel yetkili ile genel yetkili ağır ceza mahkemesi ayrımına gitmeyen Yargıtay, devlete karşı işlenen suçlar ile diğer suçlar arasında ayrım yaptı. Mafya benzeri örgütlerde azami tutukluluk süresi 5 yıl oldu. Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanan Ergenekon, KCK, PKK, Hizbullah gibi diğer örgütler için ise tutukluluk süresi 10 yıl olarak uygulandı.
Yargıtay ceza daireleri aldıkları kararlarla azami tutukluluk süreleri konusundaki tartışmaları bitirdi. Buna göre devlete karşı işlenen suçlarda süre 10 yıl, diğer ağır ceza mahkemesinde yargılanan suçlar için 5 yıl, asliye ceza mahkemelerindeki suçlar içinse 1,5 yıl azami tutukluluk süresi olacak. Yargıtay Ceza Daireleri, tutukluluk sürelerine ilişkin düzenlemenin 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, dairelerde temyizde bulunan dosyaları tutukluluk süresi açısından incelemeye aldı. Tutukluluk süreleri dolanlar peyder pey salıverilecek.

Tartışmalar bitecek. Yargının, yasamanın ve yürütmenin kusurundan kaynaklanan bu sorundan yine mağdur, mağdur yakını gibi insanlar etkilenecek.

Uzun süren tutukluluk gibi zamanında sonuçlanmayan yargılama da adaletsizliktir.

Share/Save/Bookmark
Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Kasım 2011 23:35